Pazar, Ocak 07, 2007

Blog yazmak üzerine


Radikal İki'de bugün çıkan İmdat! başlıklı yazı ve yazının sordukları üstüne biraz düşünmek ihtiyacı hissettim. Brown University'den Fulya Apaydın kaleme almış yazıyı. Bakın ne diyor?
Herşeyi ama herşeyi gösteriyoruz. Pişirdiğimiz yemekleri, büyüttüğümüz çocukları, dizdiğimiz boncukları, karımızı, kocamızı, sevgilimizi, yediğimizi içtiğimizi, gezdiğimizi, eğlencelerimizi, dostluklarımızı, kutlamalarımızı, düşündüklerimizi, isteklerimizi, arzularımızı, hayalkırıklıklarımızı... Her şeyi ama herşeyi... Herkesin elinde kendi isteği ile edindiği bir büyük birader gözü, sadece kendimizi gözetlemekle kalmıyor, başkalarının da bizi gözetlemesini istiyoruz. Üstelik göstermek istediklerimizi, başka gözelerin onları görmesini istediğimiz bir biçimde üzerinde oynadıktan sonra piyasaya sunuyoruz. Başka bir deyişle, başkalarının beğenisini önceden hesaplıyor, ona göre kelimeleri, görüntileri ve sesleri seçiyoruz.
Merak diyorum da, eskiden insanlar gözetlemeye ve gözetlenmeye bu kadar hevesli miydi? Birkaç yüzyıl evvel dijital kameralar yahut webloglar yoktu, evet. Fakat buna benzer bir gösteri mekanizması orta sınıfın hayatına bu denli hakim olmuş muydu hiç? Kafamda pek çok soru var. Neyi göstermeye çalışıyoruz? Neyi kanıtlamaya çalışıyoruz?
.....
Ben hep olumlu tarafından baktım blog işine. Eskiden dedim kendi kendime yazarların günlükleri kıymetli idi. Neden? Onların günlüklerinin hem sanatsal hem de ticari bir değeri vardı, basılıyordu satılıyordu da ondan. E iletişim artık daha otonom. Bağımsız. Herhangi bir üretinizi, yemek olur, boncuk olur, sevinciniz olur, hüznünüz olur, birileri için ne ticari ne de sanatsa bir değer ifade etmesine gerek kalmadan yayınlayabiliyorsunuz. Bu üreti ve yayın zenginliği getiriyor ki, bu aralar bir çok bilgiye ya bloglar üzerinden yada gene bağımsız olarak işetilen wikiler üzerinden ulaşıyoruz. Ekşi sözlük sevmeyenimiz wikipedya sever, blogger'a kızan myspace'e koşuyor. Buraya kadar zaten bir sıkıntımız yok. Ama niye bu kadar yazıyoruz ki? Nedir bizi gözetlenmeye iten? Ben gene nacizane, eskiden günlük yazanlar, yani mühim insanlar niçin yazmışlar diye soruyorum kendime. Bakın Oğuz Atay ne diyor Günlük'ünün başında.
Kimse dinlemiyorsa beni -ya da istediğim gibi dinlemiyorsa- günlük tutmaktan başka çare kalmıyor. Canım insanlar! Sonunda bana bunu da yaptınız.
Bunu okuyunca bana daha bir doğal geliyor blogların, youTube'lerin popülerliği. Tam da bunu aramıyor muyuz blog yazarken. Bir beni dinlesin. Bir önceki paragrafda da belirttiğim gibi artık Oğuz Atay olmam gerekmiyor bunun için. Umut Durak olarak da bu çok kolay. İlkokuldan beri niçin kompozisyonlar yazdırıldı bizlere. Bugün güzel güzel bloglar yazmak için değil mi? Birilerine kendimizi, ürettiklerimiz, üretemediklerimizi, olmak istediğimiz gibi veya bizi görmelerini istediğimiz gibi sunabilmek zenginleştirmez mi bizi? Gene aynı örnekten devam edeyim. Oğuz Atay, günlüğündekileri yazarken hiç mi düşünmemiştir nasıl görülmek istediğini. Sanatsal üretimin -ki bloglar ve youTube, flickr gibi çoklu ortam paylaşılan alanlarda sunulanların sanatsal üretim olup olmadığı ayrı bir tartışma konusudur, ama ben onları "bir" çeşit sanatsal üretim kabul edeceğim izninizle- kaynağı nedir? Resim derslerinde resim yapıp öğretmenlerimize göstermek gibi, şimdi de fotograf çekip devientArt'a koyuyoruz. Evet sorunun bir yanıda siber kimliğimiz gerçek kimliğimizden farklı mı? Ben bu sorunun son yıllarda artık siber kimliğimiz, gerçek kimliğimizin bir parçası mı?'ya evrildiği inancındayım. Siz ne dersiniz?

6 yorum:

umit dedi ki...

Siber kimliğimiz gerçek kimliğimizin bir parçası mı ? Asıl soru bu işte. Hala "sanal" kelimesinin kullanılmasını bile yadırgıyorum ben. Ortada sanal bişey yok. Yüzyüze yada telefonla nasıl ki iletişim kuruyorsak birbirimizle internette de aynı şekilde oluyor. Aslında temel sorun IM yazılımları yada chat odalarında hala kendi bastırılmış duygularını tatmin etmeye çalışanlar. Sanal olan kendilerini bir nickname arkasına gizleyerek yaptıkları. Oysa kişisel bloglarımızda bizler kendimizi, hissettiğimiz ve düşündüğümüz şeklimizle diğer insanlarla paylaşıyoruz. Bunun gözetlenme arzusuyla, bişeyi kanıtlamakla bir alakası yok. Birileriyle yaşadıklarını, hissettiklerini, gördüklerini kısacası hayatını paylaşma arzusu, dinlenme, anlaşılma ihtiyacı sadece. Ve bloglarımızda neyi ne kadar paylaşacağımıza biz karar veriyoruz. Bugüne kadar bu kadar kolay ve hızlı bir iletişim yoktu ve şimdi bunu nasıl yorumlayacağını şaşırıyor kimileri. Artık birilerinin bizi dinlemesi için Oğuz Atay olmamıza gerek yok. Ben kişisel weblogların taraftarıyım. Hem bizim gelişimimize faydası olduğunu hem de güzel arkadaşlıklar kurmamıza olanak sağladığını düşünüyorum, tabi bu bizim kendi gerçeğimizi ne kadar kabullendiğimizle de alakalı.

Umut DURAK dedi ki...

Didem tartışmaya kendi blogundan katılmış. Buyrun efendim.
http://sidikasaka.blogspot.com/

Didem AVDAN dedi ki...

anıl da kaonuya ilişkin süşüncelerini samimi bir şekilde kendi blogunda açıklamış. Buyurun okuyun efendim!
http://anyl.blogspot.com

Samil Korkmaz dedi ki...

Blog işine olumsuz bakanların birşey yapmaktan ziyade eleştirmek ve bozmak üzerine hayatlarını kurduğunu düşünebilir miyiz?

Benim yazma nedenlerim şu blog entrisinde: Reasons to blog

Wikimechanist dedi ki...

Bu Blogcu (fgerid) sürekli yeni bir şeyler yapmak ve öğrenmek istemektedir. Bu yüzden işleri hemen bitirmek ister, işler uzayınca canı çok sıkılır. Canı sıkılınca da herşey kötü gitmeye başlar. Bu durumlarda Blog'a entry yazmak ile ilgilenince motivasyon kazanır.

("Canı çok sıkılır" yazılmasına gerek yoktu. çünkü can sıkıntısı operatörü bu kullanıcıda açık-kapalı şeklinde çalışır.)

Bu durumda Blogcu motivasyon kazanırken diğer Blogcular da Blogcu olmayanlar da yeni bir şeyler öğrenmiş oluyor.

Şimdi düşünelim:
Burada olumsuz olan bir şey var mı?
Cevabı evet olanların gaflet ve dalalet içeinde oldukları söylenebilir mi?

Umit dedi ki...

"Umut'un Günlüğü"'nün alt başlığında diyor ki, "hatırlamak, hatırlatmak ve hatırlanmak için notlar".. İşte benim ve benim gibi düşünen dostlarımın bloglarındaki temel motivasyon bu.. Elbette ki teşhir etmek ve teşhir edilmek için de blog yazanlar yok değil mi.. Var, teşhircilik her zaman vardı ve her zaman olacak..

Konuyla ilgili detaylı görüşlerim için buyrun şuraya:

http://ukutluay.blogspot.com