Pazar, Şubat 04, 2007

Ankara'yı niye seviyorum?

İnsan memleketini niye sever, başka çaresi yoktur da ondan. Amma biz biliriz ki bir yerde mutlu mesut olmanın ilk şartı orayı sevmektir. Burayı seversen burası dünyanın en güzel yeridir amma dünyanın en güzel yerini sevmezsen orası dünyanın en güzel yeri değildir.
Evet Vizontele filmindeki Altan Erkekli'nin repliğinde haklılık payı yok değil, biraz başka çaremiz yok diye seviyoruz Ankara'yı. Ama bana kalırsa asıl hikaye şöyle: Ben sevdiklerimin olduğu yerleri seviyorum, sevdiklerim ile yaşadığım, anılarım olan yerleri seviyorum. Balıkesir'i çok seviyorum. Milli Kuvvetler'i, gar binasını, 6 Eylül Pasajını hiç birşeye değişmem. Eskişehir'i galiba Eskişehirlilerden daha çok seviyorum. Lisede, ilk gençliğin en deli zamanlarında ordaydım. Şimdi etrafımda dostum dediğim insaların çoğu ile Eskişehir'de tanışıp, orada büyüdük. Kılıçoğlunda sinamaya gittik, suboyunda içki içtik.
Ankara mı? Hah şimdi ona geliyorum. Ankara'yı seviyorum, çünkü son 13 senedir sevdiklerimle bu şehirde yaşıyorum. Nerden çıktı bu yazı? Bugün iki araba 8 kişi karları yara yara Eymir'e gittik. Bembeyaz bir Eymir, balık ekmek, bira derken bu aklıma geldi. Seviyorum bu kenti. Sevdiklerimle bu kentte yaşamayı.

6 yorum:

Memus dedi ki...

"doğduğun yer değil
doyduğun yer" konsepti 80'lerde idi. sosyologlar çalıştı ve değişik teoriler ortaya attılar. neyse...(bilmediğim dallara dalmayayım)

sonra bir film de dendi ki "Burayı seversen burası dünyanın en güzel yeridir amma dünyanın en güzel yerini sevmezsen orası dünyanın en güzel yeri değildir." söyleyen felseci değildi ve felsefi olarak komik bile bulunabilir hatta dalga bile geçilebilirdi kendisiyle ama bu yazıyı okuyan ademoğlu anladı ki o anda;

Değişmez sorumuz
Nedir ki sonumuz
Toprak değil mi erkeni geçi
Aldırma sen doldur be meyhaneci

Doldur bak efkarlandım yine bu gece

Çok ülkeler gördüm
Çok diyarlar gezdim
Ögrendim alemin sırrı nedir
Dünyanın merkezi bu meyhanedir

Adsız dedi ki...

daha iyisi var olum: istanbul.. beklerim her zaman

bir dost

Bilge dedi ki...

Umut o günkü fotoları istiyorum. Bi de Bozcaada fotolarını.

Bilge dedi ki...

Hocam, tez jüri üyem, kapı komşum güpgüzel insan Ali Cengizkan'dan:

Ankara bir düşler kentidir. Kentin kendisi insanları düşler dünyasına taşıdığından
değil: İnsan Ankara'da düş kurmadan yaşayamaz da ondan. Ya yönetimle ilgili
bir düşünüz olmalı, ya mutlulukla ilgili; ya iyi insanlıkla ilgili bir düşünüz
olmalı, ya da iyi sanatçılıkla ilgili. Düşlersiz yaşanamaz Ankara'da: Çünkü
ufuklar sınırlıdır dağlarla, geniş bir ufuk düşünüz yoksa. Çünkü dereler sığdır
ve 'denetim altındadır', göğsümüzde yüreğimiz bir çağlayana kaynak
oluşturmuyorsa. Çünkü Kale terkedilmiş gözükür uzaktan, içimizde taht
kuran/hüküm süren, astığı astık/kestiği kestik ama sırasında kendini de kesen
bir yönetim yoksa. Çünkü ilişkiler köhnemiş, 'memurin' ve hesaplıdır,
yaptığınız herşeyi karşılıksız yapmıyorsanız. Onun için de Ankara bir düşler
yatağıdır, onun çorak bir ülke, tozlu bir kent, kısır bir yaşam ve çeşnisiz bir
toprak olduğu bir yana bırakılırsa.

İşte bu şiir bu düşleri anlatır. Ve aşk delileri, mal delileri, göz delileri,yorgan
yüzlüler, melekler, körler, sağırlar, dilsizler, sıkmabaşlar, açık bacaklar,
şaşılar, uygunadımlar, beyinseverler, topatanlar, ayran kanlılar, koltukçular,
yarım pabuçlar, zenneler,kırık boyunlular, boksör köpekleri, telli bardaklar,
yaylı sazlar, dost ölüleri ve diğerleri adına ve onlar için yazılmıştır.

evrim :) dedi ki...

Bir dost'a katilmakla beraber, siddetle destekliyorum umut :)

Adsız dedi ki...

umutcugum,
sen bunu beni uzmek icin mi yapıyosun sekerim:( BAk apar topar seninle vedalasamadan goctum gittim Ankaradan. Boyle dokunaklı seyler dokunuyo bana bilhassa bu aralar. Hala kendime gelemedim. Nutfen yazdıklarımıza dikkat edelim:))
Bil bakalım kim???