Salı, Ekim 30, 2007

İstanbul, bienal, bebekler...

Çok eğlendik, orası kesin. Erkin olunca işin içinde, bol bol gülündü. Asmalımescit'te biralar içildi, Ortaköy'de kumpirler yendi, Yeniköy'de kahvaltı, Pano'da şarap, Katrancı, Aslı, Arzu, Tevhide nerdesiniz derken üç gün göz açıp kapayana kadar geçti. Asıl gayemiz Oylum'u görmek ve bienal gezmekti ya, her seferinde oturduğumuz yerden bir türlü kalkamadık. Biraz daha saykallansak ikisini de yapamayacaktık ama Allahtan arada bir silkinip kendimize geldik de hem Oylum'u ve Ece sultanı (bebeğimiz) gördük hem de bienal gezdik.Çok garip bir duygu, bir hafta içinde Oylum anne oldu, Melih de baba. Yahu 14-15 yaşında lisedeki hallerimiz daha dün gibi. Sade ben değil ha, yanlış anlaşılmasın, herkes şokta. Melih'in kızı doğduğunda Emrah ağlamaya başladı. Ben ne yapacağımı şaşırıp annemi aradım. Bilge Hollanda'da dokuz doğurdu. Sıra Mehmetimde. O da baba oluyor. Nasıl olacak bu işler? Nasıl? Günler olsa iyi, yıllar tepelerden aşağı koşan vahşi atlar misali dostlar...

3 yorum:

bilge dedi ki...

abi bu aynadan okunan yazı geyiğinin aynısı 10 gün önceki warhol sergisinde vardı. yok mudur başka numara ya, ilahi..

ama bebek işi başka. kaç bin yıllık numara hala ağzımız açık kalıyoruz önümüzde olunca:)

(hehe nası bağladım)

yakınuzak dedi ki...

Len umut gidip en ebleh fotoğrafımı koymuşun onca fotoğraf arasından..
Neyse canım. en azından bir "oradaydım" kanıtım var..

ArdA dedi ki...

bakıyorum eğleniyosun umut baba...
burada bekliyorum seni :)
ocak ayı gibi gelirsin umarım. Acayip sıkıldım buralarda. Kafa dengi pek kimse yok. artık gelsende 6,7 ayımızı degerlendirsek. Burada sunu anladım ki, asteğmenlik, üniversite oncesinde okunan hazırlık yılı gibi. o kadar yogun calışma ortamından cıkıp boyle bir ortama girince insan tuhaf oluyo.Hayatındaki sorumluluklar bir anda sıfıra yakınsıyor. neyse daha anlatacak cok yorumum var ama sıkıldıgım bi gercek. Hadi artık cok oyalanmadan...